İSTANBUL VE DEPREM GERÇEĞİ

İstanbul'da olası depremlere yönelik tüm hazırlıklar felaket sonrasına göre tasarlandı Enkaz hazırlığı yapılıyorDevletin ve yerel yönetimlerin olası bir depreme karşı bütün hazırlığının, binaların yıkılmasını önlemek, insanların yaşamını sağlamak yerine enkaz altında kalanların kurtarılmasına yönelik olduğu belirtildi. Mevcut binaların ve zeminlerin etüt edilmesi, gerekiyorsa binaların sağlamlaştırılması konusunda halk kaderiyle başbaşa bırakıldı. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yetkilileri ise bu çalışmaların yerel yönetimlerin görevi olduğunu savundu.

Kocaeli ve Düzce merkezli 1999'de gerçekleşen yıkıcı depremlerin ardından Marmara Bölgesi'nde başka yıkıcı depremler olacağının bilimsel olarak ortaya konulmasına karşın, merkezi hükümet ile yerel yönetimlerin tüm hazırlıklarının ''binaların yıkımını önlemeye ve insanların olası depremden en az zarar görmesini sağlamaya yönelik'' değil, felaket sonrası kurtarma ve cesetleri toplamaya yönelik olduğu ortaya çıktı.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'ndan Cumhuriyet'e yapılan değerlendirmede, bundan sonra olabilecek depremler için hükümetin ''Zorunlu Deprem Sigortası'' ve ''Yapı Denetimi Sistemi'' ni getirdiği, bunun dışında yapılacak bir şey olmadığı bildirildi. Söz konusu önlemler ise sadece yeni yapılacak binaların inşaat kalitesini arttırmaya yönelik.

Oysa asıl sorun olan ''mevcut binaların olası bir deprem için test edilip hazırlanması'' konusunda ise bakanlık yetkilileri, ''O yerel yönetimlerin işi'' yanıtını vermekle yetiniyorlar.

Binaların yeni depremlere hazırlanması konusunda önceliğin deprem bölgesinde az, orta hasar gören veya tamamen yıkılanlarda olduğunu ifade eden yetkililer, orta hasarlı binalara faizsiz 2 milyar liralık kredi verildiğini, az hasarlı binalar için de 600 milyon liralık karşılıksız yardım yapıldığını anımsattı.

Binalarında hasar olmamakla birlikte yeni bir deprem için binalarını test ettirmek, sağlamlaştırmak için inşaat projesi yaptırmak isteyen, ancak gerekli maddi olanaktan yoksun olan yurttaşlar ise ne yapacağını bilemiyor; çaresizlik içinde bekliyor.

Bakanlık yetkilileri, bu durumda olan yurttaşlar için şu aşamada ''faizsiz kredi, karşılıksız yardım ya da başka yapılacak herhangi bir şey olmadığını'' yineliyor.

Merkezi hükümet olarak Sivil Savunma Teşkilatı'nın yeniden yapılandırılması ve Devlet İhale Kanunu'nun yeniden düzenlenmesi konusunda da çalışmalar yapıldığını anımsatan bakanlık yetkilileri şu bilgileri verdi:

''Öncelikle depremlerle mağdur olan hak sahiplerine devletin borcu ödenecek. Depremde evini kaybeden hak sahibi yurttaşlar için toplam 37 bin 955 konutun yapımı devam ediyor. Bunların yüzde 75'i aralık sonunda teslim edilecek. Dünya Bankası kredisiyle yapılan 11 bin 502 konutun ise nisan ayında teslim edilmesi planlanıyor. Kalıcı konutlar da bittikten sonra, konut açığının giderilmesi için Arsa Ofisi bir çalışma içinde. Yol, su, kanalizasyon, elektrik gibi altyapısı hazırlanmış alanları toplu konut kooperatiflerine tahsis etmek için çalışmalarımız var.''

Yerel yönetimler depremde ölecekler için yer arıyor

Büyük Marmara depremlerinden sonra İstanbul'da alınan önlemlerin sadece ''enkaz altında sağ kalanları kurtarmaya yönelik'' olması şaşkınlıkla izleniyor. Meslek odaları yöneticileri, belediyelerin ve İstanbul Valiliği'nin depreme yeterince hazırlanmadığını vurgularken üniversiteler arasında da bir türlü ''diyalog kurulmaması'' ndan yakındılar.

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe , Gölcük depremi sonrasında oluşan duyarlılığın, zaman geçtikçe azalacağından endişe ettiğini söyledi. İstanbul'u ''rant kenti'' olarak tanımlayan Gökçe, yapıların geçen süre boyunca tasnif edilmediğini bildirerek hükümetin yapıların takviye edilmesi için uluslararası düzeyde kredi bulması gerektiğini anlattı. Gökçe, İstanbul'un 2 yıl içinde yapı envanterinin çıkarılabileceğini ifade etti.

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Turgut , kentte kaçak yapı anlayışının değişmediğini, deprem bahane edilerek kuzeyin yağmalanmasına göz yumulduğunu belirtti. İstanbul'da Büyükşehir Belediyesi'nin dışında 32 ilçe, 41 belde belediyesi bulunduğunu anlatan Turgut, rantçıların, belediyeler arasında koordinasyon kurulamamasından yararlandıklarına dikkat çekti. Turgut, planlama açısından önemli eksiklikler bulunduğunu, bir an önce 1/1000 ölçekli mikro bölgeleme planlarının yapılması gerektiğini vurguladı.

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Kıvırcık , valiliğin, belediyelerin ve üniversitelerin başına buyruk çalışmalar yaptığını anlatarak elde edilen bilgilerin paylaşılmadığını söyledi. Hazırlıkların, ''karayollarını açık tutma'' , ''mezarlık tespiti'' gibi depremin sonrasına yönelik olduğuna dikkat çeken Kıvırcık, oysa yapılması gerekenin bir an önce yapıların sağlamlaştırılması olduğunu vurguladı.

Jeofizik Mühendisleri Odası Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan da, özellikle İstanbul Valiliği'nin deprem hazırlıklarının yeterli olmadığını söyledi. Valiliğin, bilimsel araştırmaları teşvik etmediğini bildiren Ercan, kendilerinin Afet Yönetim Merkezi'ne bir kez bile olsun davet edilmediğini ifade etti.

Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Oğuz Gündoğdu , mühendislik hizmeti kalitesinin 17 Ağustos'tan daha geri bir duruma geldiğini belirtti. Deprem konusunda çalışmalar yapan kurumlar arasında bir türlü diyalog kurulamadığına dikkat çeken Gündoğdu, geçen süre boyunca üniversitelerin ön plana çıkmaya çalıştıklarını savundu.

 

 

 

 ÖMER FARUK AYDEMİR'in haberi: İSTANBUL (İHA) - Jeofizik Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, "Uzaydaki oluşumlar bir deprem yaratmıyor; ama depremi tetikleyebiliyor" dedi. İstanbul'da muhtemel deprem riskini de değerlendiren Ercan, "İstanbul'da olabilecek depremle ilgili birinci nokta Florya ile Sivriada açıkları, bir tanesi de Marmara Ereğlisi önleri. Depremin büyüklüğü aşağı yukarı 6.3 ve 6.5" diye konuştu.

Prof. Dr. Ahmet Ercan, güneşten uzaklık sırasına göre ikinci gezegen olan Venüs'ün, 1882 yılından bu yana ilk kez güneşin önünden geçmesinin depremin habercisi olduğu yönündeki iddiaları, İHA'ya değerlendirdi. Atatürk Havalimanı'nda İHA muhabirinin sorularını cevaplayan Ercan, depremlerin ana kaynağının yer içi olduğunu söyledi. Ercan, "Yerin üstünde bir kabuk var. Bu kabuğun altında bir magma var. Bu magma içindeki çevrim akımları, üstteki kabuğun kırılmasına, yarılmasına ve depremlere neden oluyor. Bunun bir uzay boyutunun olduğunu da düşünüyoruz. Uzaydaki oluşumlar bir deprem yaratmıyor; ama depremi tetikleyebiliyor. Sözgelimi ilk ay ve dolunay zamanlarında deprem sayılarında bir artış var. Güneş patlamalarının olmadığı zamanlarda deprem sayılarında bir artış var" dedi.

Mars, güneş ve ayın aynı hizaya geldiği zamanlarda, deprem sayılarında bir artış gözlemlendiğini belirten Prof. Dr. Ercan, "Yalnız Newton'un Çekim Yasası'na göre bu deprem yaratmayacak kadar çok küçük bir çekim. Venüs'ün bugünkü tutulması böyle bir depremi yaratabilir mi; hayır yaratmaz. Tetikleme olayını yapabilir mi; Newton'a göre hayır. Ama bir denk geliş olabilir mi, bilmiyorum... Zaten dünyada her gün deprem oluyor. Bugünde dünyanın birçok yerinde deprem oldu ve olacak, bunların hepsini Venüs'e bağlamak olmaz. Bu konuda yeterli incelemeye sahip değiliz. Son 100 yılın öncesini bilmiyoruz ve bu tutulmamalar çok sık olmuyor. Bu nedenle çok bilmiyoruz. Özel olarak uzaydan tetikleyici unsurlar olabiliyor; ama bu henüz kanıtlanmış değil" diye konuştu. İstanbul'da muhtemel bir deprem riskini de değerlendiren Ercan, şunları söyledi:

"İstanbul depremi, gündemden hiç düşmedi aslında. İstanbul'da büyük bir depremi ben hiçbir zaman beklemedim; ama şu an dünyada hiçbir deprem, İstanbul depremi kadar iyi bilinmiyor. Bilinen olay nedir? Depremin derinliğini biliyoruz; 7 ila 10 kilometre. Depremin olacağı yeri biliyoruz: İstanbul'da olabilecek depremle ilgili birinci nokta Florya ile Sivriada açıkları, bir tanesi de Marmara Ereğlisi önleri. Depremin büyüklüğü aşağı yukarı 6.3 ve 6.5 olur. Depremin kırma doğrultusunu biliyoruz; doğu batı doğrultusu. Depremin etkileme uzaklığını biliyoruz; yaklaşık 150 kilometre. Yani sadece İstanbul'u etkilemeyecek, yine Gölcük, Yalova, Çınarcık, Karamürsel, yani Marmara'nın kuzeyindeki bölgeler, İstanbul depreminden etkilenecektir. Ancak etkilenme derecesi geçen seferki kadar olmayacaktır. Deprem daha küçük; ama İstanbul'a daha yakın olacaktır. Dolayısıyla nereleri yıkacağını da biliyoruz."

"DEPREMİN MALİYETİ 100 MİLYAR DOLAR"

Prof. Dr. Ercan, depremle mücadele kapsamında yerel belediyelerin, anakent belediyeleriyle birlikte hareket etmesi gerektiğini de ifade etti. Bu konudaki çalışmaların iki aşamalı olması gerektiğini belirten Ercan, "Birinci aşama yer davranışları ve yapı niteliğinin belirlenmesi. Bu aşamalar yüzde 70 oranında bitirilmiştir. Bu çalışmalardan biz mahalle bazında nerelerin yıkılabileceğini biliyoruz; ama konut bazında bilmiyoruz. Benim önerim; bizim gerek yerel belediyeler gerek anakent belediyeleri olarak konut ölçeğinde jeofizik araştırmaları ve inşat araştırmalarını bir an önce başlayıp bitirmemiz gerekiyor. Şimdi bunu yapmamız gerekiyor ve depremin yıkacağı mahalleler madem ki belli. Mahalle muhtarlarında herkesin de adı olduğuna göre. Bunları önceden saptamak gerekiyor" dedi.

Prof. Dr. Ahmet Ercan, muhtemel bir depremde göçük oranını bildiklerini ifade ederek, "Muhtemel bir depremde İstanbul'daki yapıların yüzde 4'ü göçecektir ve insanların yüzde 96'sı hafif yaralı ya da yaralı olarak, sağ olarak çıkacaklardır. Buradaki çözüm, deprem yıkmadan bu konutları bizim yıkıp, yerine yıkılmayacak konutları yapmaktır. Bunun hesabı Türkiye ekonomisi için çok önemli. Eğer biz kötü yapılaşmaları mahalle ölçeğinde yıkıp yerine toplu konutlar yaparsak. Bunun toplam Türkiye'ye 5 milyar dolardır. Eğer yapmazsak şu anda olacak bir depremin maliyeti 100 milyar dolardır. Bu Türkiye'nin bir köle ülke olmasına neden olur. Bu öneri Türkiye ekonomisinin kurtuluşu anlamına gelir. Bu olay 200 kalemi çalıştıracağı için işsizlik de son bulacaktır. Benim projem uygulanacak olursa İstanbul'da depremi kansız ve ölümsüz atlatabiliriz. Deprem İstanbul'un önünde ya büyük bir şans, ya büyük bir felakettir. Eğer bunu yapamayacaklarsa bana bıraksınlar ben 5 yılda yıkılmaz bir İstanbul'u teslim edeyim" şeklinde konuştu.

 

Yapıların yüzde 70’i ruhsatsız, yüzde 90’ında bozuk malzeme kullanılmış. 7 şiddetindeki depremde ayakta kalmaları imkânsız.


325 yılından bu yana büyüklükleri 7 ile 9 arasında değişen 13 büyük deprem yaşayan İstanbulda çarpık yapılaşmanın sürmesi ve elle tutulur bir önlem alınmamasıyla ilgili Meclis’te soru önergesi verildi. CHP İstanbul milletvekili Sacid Yıldız’ın soru önergesini cevaplayan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak’ın açıklamaları ise İstanbul’un olası bir depremde ne denli büyük tehlike altında olduğunu gözler önüne serdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce yaptırılan araştırmaya göre, İstanbul’daki yapıların yüzde 70’i ruhsatsız. Binaların yüzde 90’ında ise standart dışı malzeme kullanılmış. Yapıların %64’ünde korezyon (aşınma) yaşanıyor. %16’sında ise yaşlanmaya bağlı yıpranma var, %25’inde de zeminden dolayı sorunlar tespit edildi. Bu durumdaki yapıların çoğunun büyük bir depremde ayakta kalmasının imkansız olduğu belirttiliyor.Yetkililer,Türkiye ekonomisinin kalbi olan İstanbul’un yakın çevresindeki nüfus yoğunluğu, yapı stoku, fabrika ve sanayi kuruluşlarının sayıları göz önüne alındığında olası depremde yaşanacak çöküntünün, gerekli önlemler alınmazsa altından kalkılamayaçağına da dikkati çekiyorlar.

Kamu binalarına onarım
Öte yandan Bakan Özak, kamu binaları, hastane ve okulların halinin de iyi olmadığını sürratle güçlendirilmeleri gerektiğini söyledi. Özak, bu yıl içerisinde İstanbul’daki 250 okulun güçlendirileceğini de belirtti. 165 bin öğrenci ve öğretmene hizmet edecek olan 102 okulun güçlendirmesinin yıl sonu itibarıyla biteceğini belirten Özak, 11 okulun ise yıkılıp yeniden yapılacağını açıkladı. Bayındırlık Bakanı, Emniyet ve Jandarmaya ait 193 binanın da güçlendirilme projesi kapsamına alındığını da sözlerine ekledi.

Her 7 binadan biri gecekondu
İstanbul’daki çarpık yapılaşmanın sonucu ortaya çıkan gecekonduların yapımına ise bir türlü mani olunamıyor.



Zaman zaman gerçekleşen yıkımlar ise devede kulak kalıyor. Neredeyse 7 binadan birinin gecekondu olduğu İstanbul’da, gecekondu sayısının 200 bini aştığı belirtiliyor. Ancak Belediye’nin resmi rakamlarına göre sayı 182 bin 476. Son yıllarda yasa dışı yapıldığı için yıkılan gecekondu sayısı ise 2 bini buluyor. Büyükşehir belediyesi’nin yaptığı yıkımlar en çok, Baltalimanı ve Alibeyköy’de yoğunlaşıyor.

Politikacılar hatalı
Yasa dışı ve kaçak gecekondular 1950 yılından beri İstanbul’un en büyük ekonomik, sosyal ve politik sorunu olarak göze çarpıyor. Büyük bir depremde bu gecekonduların hangilerinin yıkılmadan kalacağı sorusuna ise cavap bulunamıyor.

Sağlıksız yapı stokları artıyor
Başta İstanbul olmak üzere, şehirlerimizin en önemli sorunlarının başında sağlıksız yapı stoğu geliyor. Bu tür yapılaşma deprem gibi afetlerle mücadelede o şehrin gücünü yok ediyor.


Sağlıksız yapı stoğu şu şekilde oluşmakta: Yasal olmakla beraber fiziksel eskimeye maruz kalmış yapılar. İmar afları-ıslah planları çerçevesinde gelişmiş konutlar.Yasadışı sağlıksız yapılar. Ruhsatlı olmakla birlikte yasadışı eklentileri olan yapılar. Terkedilmiş sanayi-depo-antrepolar.

İlk deprem hastanesi hazır



Haydarpaşa Numune Hastanesi bahçesinde 2115 metrekarelik alana yapılan Türkiye’nin ilk deprem hastanesi, hizmete hazır hale geldi. 360 yataklı hastanede yapılan helikopter pisti ile hava yolu ulaşımı da sağlanabilecek. 110 poliklinik odası bulunan deprem Hastanesi’nde ayrıca 4 acil ameliyathanesi, 13 yataklı yoğun bakım ünitesi, 6 yataklı yanık ünitesi, 15 yataklı hemodiyaliz ünitesi, kan bankası, radyoloji biyokimya mikrobiyoloji ünitesi bulunuyor. 200 tonluk su deposuna sahip hastanede, kesintisiz güç kaynağı ile 20 dış, 250 iç hat olan telefon santrali de mevcut.

İSTANBUL "büyük bir deprem"e hazırlıklı olmalıdır.

Bilinmelidir ki; eğer İstanbul yıkılırsa, Türkiye çok önemli ve kıymetli insan kaynaklarının büyük bölümünü yitirecektir. Bu can ve de mal kayıpları, Türkiye'yi en az 30 yıl geriye götürür. Eğitim görmüş, lisan bilir mühendisler, doktorlar, hukukçular, ekonomistler, medya mensupları gibi toplumun elit kesimleri bir gitti mi, yerine kolay kolay insan gelmez. En az 30 yıl ister aynı seviyede insan gücüne kavuşmak. Bu kıymetli insan kaynağının mad di değeri rakamlar a sığmaz.

İnsan kaynağımızı korumak için, İstanbul'daki binalar tek tek kontrolden geçirilmelidir. Türkiye'yi, Avrupa Birliği'ne taşıyacak olan bu nesildir.

Ne var ki, binaların kontrolden geçirilmesi kolay değildir. Her şey den önce, çok daireli bir apartmandaki bozuk asansörün tamiri için bile yeterli parayı vermeyen/veremeyen birçok kişi, bu kontrol için gereken parayı vermekten kaçındıkları için, aymaz bir tutumla, bina kontrolüne karşı çıkmaktadırlar.

Gerçekten de bu kadar parayı kimse kolay kolay veremez. Zaten günümüzdeki ortalama gelir düzeyi belli, harcamalar belli, enflasyon belli.

Ancak. Evet, ancak bir çözüm var.

Bizleri, uygun olmayan zeminlere yapılmış kalitesiz binalarda yaşamaya mahkum eden devlet, bu kusurunu hiç olmazsa hafifletmek için, bu kez, "Zararın neresinden dönülse kârdır" deyip, bir karar almalıdır. Zemini uygun olmayan yerleri imara açan devlet, binaların projelerini denetlemeyen devlet, uygulamanın projeye uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetlemeyen devlet, imar afları ile projesiz, kalitesiz, çürük yapıların iskan a açılmasına izin veren devlet, bu hatalarını bir nebze de olsa, tazmin etmelidir. 

Bunun için;

  • Konutların kontrolü mecburi olmalıdır.
  • Kontrol için yapılan masrafların tamamı vergiden düşülmelidir. Kişi ister ücretli olsun, isterse serbest meslek sahibi, bu iş için ödediği meblağı, vergisinden düşmelidir.
  • Kontrol sonucunda binanın tamiri ya da yıkılarak yeniden yapılması durumu söz konusu olursa, bu iş için de yapılacak masraflar vergiden düşülmelidir.

 

Vergiden düşmek, devletin daha az vergi alacağı anlamına gelir ama unutulmamalıdır ki, bu sayede depremden daha az kayıpla çıkacak olan Türkiye, kendisine gelecek veren ve vergi vermekte olan "vasıflı insan kaynağ ı" nı kaybetmemiş olacaktır. Altın yumurtlayan tavuğu, kaybetmemiş olacaktır. Geleceği kurtarmış olacaktır. Ayrıca, işi yapacak olanların ödeyecekleri vergi de devlete gelir olacaktır.

Bir işe başlamak, bitirmenin yarısıdır. Dünyayı kate den bir yürüyüş, tek bir adımla başlar.

Vakit geçirmeden, devletin depreme karşı korunma önlemlerini hayata geçirmesinde çok büyük yarar vardır.

ÖNLEM ALMAYAN HER BELEDİYE, HER HÜKÜMET VE SESSİZ KALAN, UMURSAMAYAN HER VEKİL GELECEK KATLİAMIN BİZZAT SORUMLULARIDIRLAR

 

 

UNUTMAYIN, DEPREM KAÇINILMAZ BİR FİZİK KANUNUDUR!

ÖNEMLİ OLAN DEPREME LANET  YAĞDIRMAK  DEĞİL,

DEPREM ÖNCESİ VE SONRASI İÇİN TEDBİRLİ OLMAKTIR!

 

BİNALARIMIZI 2007 DEPREM YÖNETMELİĞİNE UYGUN HALE GETİRMELİYİZ

 

TUNA ÇAKICI        İTÜ İNŞAAT 1974

                             TC

 BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI

     PROJE KONTROL MÜŞAVİRLİĞİ

     A: GB    P:441  BAKIRKÖY-İSTANBUL

GSM:0535.7180163   tunacakici@mynet.com
 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !